25 Mayıs 2009

Bir blog'um vardı, beni son dört senedir tanıyanlar bilirler, Damla'yla tutardık (Bayır olmayan -o değil de Danny?), bol bol saçmalardık, fena olmayan hikayeler yazardım ben. Damla yazmazdı, biraz kazmadır (Kızma, öyle değil mi ama şimdi?). İşte o blog'da saçmalayacağım zamanlar genelde "Merhaba Blog Sapıkları" gibi girişler yapardım bir yığın okuyanım varmış gibi. Neyse, niyetim okuyucularımın azlığından yakınmak değildi. Niyetim, insanları sapıklıkla, manyaklıkla, hastalıkla suçlayan girişlerim için günah çıkartmaktı. Sapık olan kimse yok ki, sapık olan sensin hasta karı! Sonuçta bir blog'da neredeyse her inişini ve her çıkışını anlatan kişi sensin. Teşhircinin tekisin! He he! Bu arada, eğleniyorum. Bunalımlı bir kayıt gibi gözükebilir ama eğleniyorum. İyiyim yani epey. Tek derdim uykum. Dün 6 saat uyudum. Sağlıklı bir öğrenci için fazla olan bu zaman dilimi benim için 2 saat az. Ben o 8 saat uyuyan aptallardanım. Ama olsun.

Evet, ödevimin ana metnine sahip olmadığım için şu anda bol bol vaktim bulunmakta. Uzun bir kayıt olursa affola. Güzel bir gündü, bugün. Ben çok enerjiktim, çok keyifliyfim (dilinizi ısırın!). Sabahki sınavımdan 100 bekliyorum, falan filan. Öte yandan, içimde sürekli bir burukluk var. Son hafta, finaller, ve artık, sonunda, gerçek anlamda hayata atılan bir ben. Ve, evet, aşırı özleyeceğim bir yığın insan. Duygusal sınırlarımı zorluyorum sanırım bu aralar. Fena patlayacak, düşünmüyorum. Sürekli bastırıyorum. Oysa benim ağlamam gerek. Gerçi, geçen gün "Click" izleyip hüngür hüngür ağlamıştım. Sanırım o ara attım bir posta içimdekileri. Bakalım. Anca beraber kanca beraber... Göreceğiz.

Ayrıca bugün pot üstüne pot kırdım. Ama yapabileceğim bir şey yok. Yani kalp kırıcı olmaktan uzak, gerçekleri yansıtan potlardı bu kırdıklarım. Zaten bir tanesi hiç tanımadığım birine karşıydı, öteki konusunda yapabileceğim bir şey yok.

Yine bugün, Alev'i rezil ettim. Ona göre ettim. Ben çok eğlendim. Tamam, anlatayım. Trio'cu kızcağızlardan birine Alev borcunu ödemeye çalışıyor. Bozuklukları çıkışmadı, 20 kağıt verince, kız "Tamam 35 kuruş borcunuz olsun." dedi. Klasik, ödenmeyen borçlardan. Ben de elimde kalmış 15 kuruşu uzattım ve "Tamam, bunu da verelim 20 kuruşu sonra veririz." dedim. Alev çok utandı, ben hiç utanmadım. Arsızım. Ancak, Damla (Bayır olan) beni utandırmayı başardı. O biliyor ne yaptığını!

Neye çok üzülüyorum ben? Bitaneciklerim birbirlerine kızdıklarında çok üzülüyorum. Uzun sürmüyor kızgınlıklar, yine de üzülüyorum. Üzmeyin lan beni! Kapışmayın! Gerilim yok!

Mete'yle ödevimize eklenecek ayrıntı çıktı bir ton. Ha gayret, değil mi? Ha gayret? Üç hafta kaldı şurada. Hadi ordan! Yemezler. Üniversiteye girerken de böyle denmişti. Sürekli bir uğraş muğraş oluyor işte. Acaba diyorum, bıraksam mı? Hayatı? Kitap yazayım, köşeme çekileyim. He he.

Danny Phantom izledim, 4 bölüm! Sonra da CSI izledim. Çok sıkıcı bir bölümdü. Bir film izleyim diye düşünüyordum ama saat 11 olmuş.

Pardon blog, Doğa'yla muhabbete daldım, seni unuttum. Geldim şimdi, ama nerede kaldığımı unuttum. Diyeceksin ki bir iki satır öncesini oku, haklı da olacaksın belki. Fakat, haberin var mı ben bir bölündüğümde devam etmem zor oluyor. Yok tabii, öğreneceksin yavaş yavaş.

Ne diyecektim acaba? Gitti, uçtu.

Karaburun'u özledim.

Aaaa şey, bugün çok şüphe uyandırıcı bir telefon görüşmesi yaptım. Bakalım, onu da görürüz. Diyeceğim bu değildi bu arada.

Başka? Başka? Bu kadar. Tıkandım.

Çocukluk şiirlerim? Aklımda, yazacağım bir ara.

0 Comments: