11 Mayıs 2009

Gece gördüğüm deli işi rüyalardan bahsedecektim. Sabah derste sonunda bir işimizi pek sevgili hocamıza nasıl beğendirdiğimizi anlatacaktım. Gün içinden komiklikleri, Alev ve Can'la eve dönüş yolculuğumuzu uzun uzun, ballandıra ballandıra paylaşacaktım sizinle. Fakat bu daha önemli. Ne kadardır bu kadar mutlu olmadım anlatamam. Sakinleştim, huzruma kavuştum:

Anneannem üç ay kadardır hastanede, solunum yetmezliği. En başlarda daha iyiydi, sonra boğazını deldiler nefes alabilsin diye. Kötüleşti. Gidiyordum, gözlerini açamıyordu. Gidiyordum, karbondioksit narkozunda oluyordu. Gidiyordum, titriyordu. Gidiyordum, elini tutmaya çalıştığımda elimi itiyordu, kim olduğumu bilmez bilmez bakıyordu bana. Can ve kan olmasından öte, anneannem benim için dünyanın en kıymetli varlığı olmuştur hep. Ne bileyim, ona sevgim apayrıdır. Haliyle onu bu halde görünce yıkılıyordum. Ağlayacak oluyordum, babam tehtidi savuruyordu, "Getirmem seni bak!" diyordu. Annemin derdi zaten başından aşkın diye bir de zırıldamalırmla onu iyice beter etmeyim istiyordum. Ne oluyordu? Ev boş kaldığında, yatağımda, okulda boş bir köşe yakaladığımda hüngür hüngür ağlıyordum.

Bugün de ağlıyorum. Sevinçten! Babam işten geldi, beni aldı anneanneme gittik. İki gündür çok iyi olduğunu söylüyorlardı. İçten içe korktum, ben gidiyorum yine kötü olacak diye (son zamanlarda anneannem için lanetli olduğumu düşünmeye başlamıştım). Hastaneye vardık, yoğun bakıma giderken kalbim küt küt, öyle böyle değil.

Uzun koridorları aşıp sonunda anneannemin bulunduğu odaya vardık. Ve anneannem hiç olmadığı kadar iyiydi! Beni görünce ağlamaya başladı. Sarıldık, öpüştük, koklaştık (gözyaşı defol!)... Sesi çıkmamasına rağmen muhabbet ettik. Hatta göbeğim açık diye fırça bile yedim. Yediğim en tatlı fırçaydı. Diyebilirim ki son bir, bir buçuk senedir geçirdiğim en güzel yarım saatti.

Ve inanılmaz pozitif düşünmeye başladım (Elif'im bücürükümü anıyorum bu noktada), inanıyorum, bu kadın oradan çıkacak ve aramıza dönecek. O kadar!

Eve vardım, Mete ve İbo'ya saldırdım güzel haberleri verebilmek için sonra buraya yazmaya koyuldum. Bir yandan Mete ve İbo'ya laf yetiştirmeye devam ettim. İbo bir şeylerden bahsetti. İbo'nun bahsettiği şeyleri inceledim, üzüldüm, iki saniye sonra geçti. Hatta kafamda hemen "Nobody's wife (Anouk)" çalmaya başladı:

"I'm sorry for the times that I made you scream
for the times that I killed your dreams
for the times that I made your whole world rumble
for the times that I made you cryfor the times that I told you lies
for the times that I watched and let you stumble

It's too bad, but that's me
what goes around comes around, you'll see
that I can carry the burden of pain
'cause it ain't the first time that a man goes insane
and when I spread my wings to embrace him for life
I'm suckin' out his love, 'cause I, I'll never be nobody's wife

I'm sorry for the times that I didn't come home
left you lyin' in that bed alone
was flyin' high in the sky when you needed my shoulder
you're like a stone hangin' round my neck, see
cut it loose before it breaks my back, see
I've gotta say what I feel before I grow older
I'm sorry but I ain't gonna change my ways
you know I've tried but I'm still the same
I've got to do it my own way

It's too bad, but hey, that's me
what goes around comes around, you'll see
that I can carry the burden of pain
'cause it ain't the first time that a man goes insane
and when I spread my wings to embrace him for life
I'm suckin' out his love, I, I'll never be nobody's wife"

Evet, kötüyüm, şeytanım. Evet, "KADIN MİLLETİ". Ne yapayım? Durum budur.

0 Comments: