26 Mayıs 2009

Gece, ismimi geçiriyordum aklımdan. Hani eskiden yapardık ya, daha küçükken. Bir kelimeyi aklımızdan geçirirdik, sonra o kelime anlamsızlaşırdı. Öyle oldu, ismim bir an benden ayrıldı, güzel apayrı bir kelimeye dönüşüverdi. "Ne güzel ismim varmış." diye düşünürken, aniden, tuhaf bir hisle doldu içim. Bazen tuhaf anlar yaşarız ya, hayatı severiz ama hayatla ne halt edeceğimizi bilemeyiz, o anlardan işte. Seni dürten bir huzurdur içindeki. Olur hepimize ara ara. İşte o. Bildin mi?

Gece rüyamda öldüğümü gördüm. Hep sorunlu, kanlı, bunalımlı, sıkıcı kabuslar görürüm zaten. Gece ilk kez öldüm. Ölürken yanımda Damla (Bayır olan), Deniz, Tuğçe ve Ezgi'yi de götürdüm. Okuldaki camlı asansörle sekizinci kattan düştük. Ben biliyordum düşeceğimizi, bizimkiler inanmıyorlardı. Sürekli gülüşüyorlardı, düşerken suratları çok bozuldu. Yalnız, son anımı yaşadım. Gerçek gibiydi, yani eğer zamansız ölürsem ancak, ölüm beni alana kadar kısa bir zaman dilimim olursa öleceğimin farkında olduğum, o zaman nasıl hissedeceğim biliyorum.

Gün içinde yine çok enerjik ve neşeliydim. Dersler bitti, gün sonuna gelindi, Doğa ve Mehmet'i bekliyorum neredeyse boş okulda, birlikte dönelim diye, fena hüzünledim (okul bitiyor, gidiyoruz vs.), gözlerim doldu doldu durdu. Ağlamadım. Ağlamadım da dayanamadım, baktım bizimkiler çıkacak gibi değil toplantı zımbırtılarından, bastım gittim. Otobüste, eskiden çok iyi bildiğim bir parfüm kokusu duydum. Tuhaf bir histi. Otobüsten indim, ters anıma denk gelince birisi dünyanın en bela karısı olabiliyorum, onun dışında aşırı sakinim. Ters anıma denk geldi, herifin tekine küfür ettim. Metroya bindim, metroda oturdum, bir iki satır bir şeyler yazdım. Neruda okudum, sonra ağladım. Metrodan indim, köprü merdivenlerine düşmüş ve ezilmiş dutların etrafa saçtığı kokuyla bir kısım kendimden geçtim. Parkta çocuklar top oynuyordu. Eski apartmanımızdaki sevimsiz çocuğun şu anki apartmanımızdaki sevimsiz çocuğa "Kazma, bir şey beceremiyorsun!" gibi şeyler dediğini duydum. Ezilen çocuk o sırada topu kaçırmıştı, topu ona şutladım. Durdum, onları izledim çok kısa bir süre. Ezen çocuk, ezilen çocuk kaldeyken şut çekti, ezilen çocuk golü kurtardı. "Koçumsun!" diye bağırıp evime girdim.

Anneannemi görmeye gittik, bir süredir görmüyordum. Kendindeydi ama çok bilinçli davranmıyordu. İsmimi hatırlamadı, ona kep fotoğraflarımı göstermeye çalıştım, pek bir şey ifade ettiğini sanmıyorum. Elimi tuttu ama hep. Öpmeme izin verdi. İşin kötüsü Yaprak'ı da pek tanıyor gibi değildi. Üzüldüm.

Eve geldim, annemin dibine girdim, ödev yapmam gerekiyordu ama yapamadım. Aslen hafif olan bu duygusal yükü kaldıramadım, kendime bir gece daha izin verdim. Yarın yaparım dedim. Saçma bir film izledik ailecek. Şimdi yatacağım. Zaten keyifsizken yazılan şeyleri okumanın pek hoş bir yanı yok. Ben rahatlıyorum sadece. Saat 00:00. Merhaba çarşamba.

0 Comments: