21 Mayıs 2009

Gün içinde sekiz kez iniş sekiz kez çıkış yaşadım. Şu anda da tezimin "introduction" kısmını bitirmiş olmanın verdiği gurur ve yediğim iki paket çikolatanın etkisiyle çıkışımın en tepesinde bulunmaktayım.

İnsan beyninin kompleks yapısı, evet evet, falan filan. Bu kısmı hepimiz biliyoruz. Diyeceğim şu: Bir şeye bilmem-kaç-bin farklı açıdan bakabiliriz (bu kısmı da hepimiz biliyormuşuz, neyse.) Mesela bugün, kendimi yine delirmiş bir halde okuldan atmış ve evime gitmek üzere otobüse binmiştim. Yeni otobüsleri binenler bilir. Pek fazla tutunacak bir yer olmuyor. Özellikle, otobüs kalabalıksa... Otobüs kalabalıktı, Konak'a vardık, inmek üzere kalktım, etrafıma bakındım, tutunacağım bir şey yoktu gerçekten. O sırada, ufak tefek ama belli, sağlam bir teyzecik elini uzattı bana, "Bana tutun, düşersin." dedi içten bir biçimde. Tutundum. Otobüs durana kadar muhabbet ettik, sonra teşekkür ettim ve indim. Şu anda ne düşünüyorum? Tanımadığım bir insan bana elini uzatıp destek oluyor. Bunun kadar güzel şey çok yok. Hayat güzel.

Peki, o anda ne düşünmüştüm? "Al bakalım Ilgın Hanım, ayakta durmaktan aciz olduğun bu kadar bariz işte." Böyle bir ruh hastasıyım ben. Diyip duruyorum, bipolar. Hem de her şekil. Şu anda iyiyim. Garip garip işler.

Yaza ne oldu yalnız? Sıcaklara ne oldu? İzmir! Seninle bozuşmama az kaldı! Ayağını denk al! Ve bitirirken size Handel'in Su Müziği'ni ve Howie Day'den Collide'ı armağan ediyorum. (the Clash between High Culture and Popular Culture, sitede mevcut ise aşağıda bulabilirsiniz.)

Alınmamış iki yirmilik dişimden çıkmamış olan ikincisi baş verdi bugün. Oley, büyüyorum! Ayrıca bunalımlarıma mizahi bir açıdan bakıp kendimle alay ediyorum. Olgunlaşmış bir savunma mekanizması kullanıyorum. Oley, büyüyorum!!!

Bu kadar.

0 Comments: