28 Mayıs 2009

Hııııhııııım.

Çarşamba günü kafamı kaşıyacak vaktim yoktu, deliler gibi tez mez. Bugün eğlenceliydi, bugünü anlatayım direkt diyorum. Öyle yapıyorum hatta!

Sabah son kez Ekin ve Cumhur'la okula gitmenin hüznünü yaşadım. Norah Jones eşliğinde oldukça güncel konulardan bahsettik. Daha doğrusu Ekin bahsetti, ben ve Cumhur, Norah abla sağolsun yarı uykulu dinlemeye çalıştık. Yine güldük, eğlendik, ama ciddi üzüldüm sonra. Sanki bir daha hiç görüşmeyecekmiş gibi sarıldık. Hatta şu an, bunları yazarken gözlerim hafifçe doldu. Topladım. Devam.

İlk önce son ÇAP sunumumuzu gerçekleştirdik (Elif lan! Bitti! Diplomaları alınca hareket çekelim mi?), arada Sinan'dan gidip taradığı fotoğraflarımı geri aldım, sonra gidip son İspanyolca dersime girdim. Kek yaptım son dersimiz için, afiyetle yedik, pek neşeli anlar yaşadık. Yine hüzünlendim, "Aha ağlıyorum!" diye geçirdim içimden, geçirmekle kalmayıp "Ben ağlıyorum!" diye bağırdım, bağırmam üzerine Uğur lavukluk yaptı, o lavukluk yapınca gülmeye başladım. Bir daha da ağlayamadım.

Özge'ciğimin ısrarları üzerine, yine Özge'ciğimin oynadığı Fransızca oyuna kalmaya karar verdiğim için oturdum bir başıma, başladım Mete'yi beklemeye. Arada Osman ve Arda geldi. Tıkındılar, sonra Osman'la sunumumuzu vermek için sekiz kez Aslıhan Hoca'mızın (pek severim onu beeeen!) çıktık, bulamadık, yılmadık, yine çıktık, aralarda muhabbet ettik. Bazı bazı Osman'ı patakladım. Eğlenceliydi o kısım. Ha bir de, sevgili uzun saçlı, metalci kuzenim Utku'ya sarıldım sekiz kez. Ben ona sarıldığımda geriliyor, izleyenler pek eğleniyor. Ben de maymunum ya, sarılıp duruyorum. Adam çok sevimli ama, bence dünyanın en şeker herifi!

Pardon, dikkatim dağıldı. Mete geldi sonra, Mete'yle bahçede güneşlendik, gün içinde bana Antalya'da sahilde güneşlendiğini mesaj atan sevgilim Pınar'a "Madem öyle, işte böyle" dedim, bahçede güneşlendiğimi bildirdim. Küfür etti bize, bizde ona ettik. Mete'yle dövüştük.

Yoğun ısrarlarıma dayanamayıp Berkay epey bir şeyden (özür dileriiiiiim!) vazgeçip okula beni ziyarete geldi. Boş gelmedi, yanında arkadaşı Emre'yi getirdi. Tiyatrodan önce üçümüz muhabbet ettik, benim için iş olanaklarını tartıştık. Oyuna girdik, oyunda pek eğlendik. Oyun çıkışındaki muhabbetimiz sırasında da çok eğlendik. Berkay yazar gömleğiyle yaşadığı maceraları anlattı, güldük, eğlendik. Ardından hepimiz kendi yollarımıza dağıldık.

Benim yolum Mete, Elif, Esra, Özgür ve iki arkadaşlarıyla birlikte yemeğe çıkmaktı. Gittik, tıkındık, sabah canım fena halde kolye şeker çekmişti (evet, yiyorum, yemeyi seviyorum, daha büyüyemedim, ne olmuş?), yemek sonrasında kolye bulamadım ama bilezik şeker buldum, aldım, yedim. Dağıldık, Mete beni eve bıraktı. Yolda Chris Cornell-Part of me ve U2-Get on your Boots dinledik. Eğlendik. (Ben part of me'de takılı kaldım ama, aynı şarkıyı 3903209 kez dinleme potansiyeline sahibim.)

Evde, tez iş güçlerimi bitirdim, Memo geldi, tripodumu aldı, gitti, blog'umu yazdım, şimdi şu bahsettiğim iki şarkıyı blog'a ekleyeceğim. Neşeliydim tüm gün. Bir son anda hüzün çöktü, buraya saçmalayarak hüznümden kurtuldum. Şimdi de bir tavuk misali zıbaracağım, son dersime dinç gireceğim, son ders lan! Resmen son ders! Yok artık.

OHA!

3 Comments:

Gizem said...

Okurken yoruldum amk! Nası enerjiksin sen bu kdar?? Ya da ben mi çok miskinim?

ILGIN said...

Ha ha ha, ben de enerji patlaması oldu sanırım, dans etmeye gidelim mi?

Gizem said...

Ben sirtakiye başlıcam.