19 Mayıs 2009

Sol kaşımdaki ağrı hariç tamamen kendime gelmiş durumdayım. Sabahın köründe kalkıp sonra tekrar sabahın köründe yatınca ve daha sonra berbat bir halde uyanınca kendimi Pınar'ımın anaç ellerine bıraktım. Yine beni iyileştirdi de gitti.

Yazın aldığım beş kiloyu bugün itibariyle vermiş bulunmaktayım. Zira boş olan miğdeme rağmen kusmayı başarabildim. O kadar çok içme diye öğüt aldım bir ton. İçmiyorum ki zaten! Dün akşam içilecekti, içtik işte. Bırakıyorum zaten, umarım.

Bugünü hasta olarak öldüreceğim diyordum ki bir kısım toparlandım. Toparlandım da öyle kalkıp zıplayacak, koşacak, uçacak kadar değil. (Gerçi Bora koşmayı teklif etti. Bir de istersem beni yine tepetaklak çevirebileceğini söyledi. Kibarca teşekkür ettim.) Ne demiştik, bir kısım toparlandım, bari film izleyim dedim açtım "The Pursuit of Happyness". Çok hoşuma gitti. Şu açıdan söyle bu açıdan böyle diye yorumlarda bulunup başınızın etini yemek istemiyorum. Benjamin Button'ı beğenmeyip öyle yorumlarda bulunduğumda yediğim fırçaların acısı da içimde (yok lan, umrum değilsiniz!). Ondan "Tatlı filmdi, izleyin." diyip geçiyorum. Bir de Will Smith tabii. Veledi de inanılmaz bir mahlukat. Film boyunca burnunu ısırabileceğim küçük bir çocuk aniden balkondan eve girer diye bekledim. Girmedi.

Şimdi de dandik korku filmi açlığımı bastırmayı planlıyorum. Yerimden kalkabilirsem. Kalkacağım tabii. Az önce bizim üst katı görmek için insanlar geldi. Onlara anahtarı vermek için kalktım. Aaa, onların çocuğu vardı. Ama sevimsizdi. Neyse.

Bir de ojelerimi çıkarıp tekrar sürmem gerek. Bana şans dileyin.

0 Comments: