13 Haziran 2009

Çeşitli duyguların sınırlarında geziniyorum. Tehlikeli bir gezi bu ama koşullar bu hislere itiyor beni.

Dün garip bir gündü. Kendimi aştım. 1 haftalık makyajsızlık orucumu bozum en başta. Oje sürdüm, dışarı çıkarken makyaj yaptım. Tamam, eğleneceğim diyerek çıktım dışarı. Eğlendim de. Gerçi, kavgalar dövüşler oldu, gece biraz tatsız bitti. Hayat bu, böyle şeyler olacak. Pınar'la geçireceğimiz "Martini"li günlere diyorum, o anlıyor, ben geçiorum.

Bugün, ananemin yedisiydi, mevlüt okundu, çok anlamadığım şeyler. Kendime ve anneme ağlamayacağıma söz vererek gitmiştim. Ağladım. Tuhaf, anlayamıyorum. Hayata anlam vermek biraz güç.

Bir de çok sinirlendim ananemin evinde, bunun da sebebini burada anlatacak değilim. Sadece sınırında gezdiğim çeşitli dugulardan biri olduğu için belirtmek istedim. Öyle...

Birazdan okula gideceğiz. Kep provası için... Gün ne getirir bilemem. Şimdilik ruhsuzum. Sabah değildim. Aslında düşünüyorum da şu sıralar yazmam ne kadar sağlıklı? İyi, güzel, "herşey ve hiç bir şey hakkında mızlanacağız" dedik ama sürekli depresif, sürekli olumsuz düşüncelerle dolu yazıları kim okumak ister ki?

Pınar delirmiş, evinin terasında timsah besleyeceğini söyledi az önce. Sonra "crocodile" ve "alligator" demeye başladı. Neden iki farklı isim olduğunu soruyor. Bir de "crocodile"ın daha karizmatik olduğunu söylüyor. Delirmiş. Herkes delirmiş. Ben de "delilerin arasında kendini akıllı sanan deli"yi oynuyorum.

Bir de, başörtüsünün kokusu uçtu. Şimdi ne yapacağım?

İbo aramış, onu geri arayacağım sanırım. Ne yapayım? Koku bu, uçar. Eh!

1 Comment:

Gorgi said...

Şu sıralar hayatında ne varsa onu yazıyorsun işte, ne yapasın. Hem bunlar kısır döngü yazıları değil.