5 Haziran 2009

Daraldım.

Hem de çok. Halbuki genel anlamda neşeli bir gündü. Sanırım ben etrafımdakiler üzüldükçe üzülüyorum. Çift arkadaşlarım (hayır tek tek isimlerini yazsam say say bitmeyecek, ne diyeceğim bilemedim, çift arkadaşlarım dedim, ne yapayım?) kapıştıkça üzülüyorum, sonra işte üzüldükçe üzülüyorum, daha üzüldüklerim var başka sebeplerden de o ilan edilmesinden hoşlanmaz.

Güne Pınar'la başladım. Pınar delirmiş bir biçimde ödevleriyle uğraştı, ben yıkandım, tıkındım, ona sataştım, İspanyolca çalışmayı erteledikçe erteledim. Memo geldi, bizi aldı, yolda şarkı dinleyip ufak araba içinde tepindik.

Okula geldik, Uğur'la buluştuk. Yüzde 25 İspanyolca, yüzde 75 muhabbet şamata şeklinde geçirdik günü. Sınava girdik, çıktık. Balo paralarını ödedik, ona sataştım buna sataştım, Alsancak'a gitmek için toparlanmaya çalıştık. Toparlandık, Ben, Doğa, Bora, Pınar Memo'nun arabaya tepiştik. Elifler, Levo'yla geldiler. Biz yolda felaket şarkılar dinledik son ses, dans ettik, Memo ve Doğa'nın deyimiyle "tam kekocan arabası" olduk. Eğlenceliydi ama.

Alin'ste kapıda kaldık yaklaşık olarak 2738450596 kişi olduğumuz için. Papitza(belki de papizta)'ya girdik, tıkındık, muhabbet ettik. Bir daha bu kadar kalabalık bir yerde yemek yiyebilecek miyiz acaba diye düşünmeden edemedim. Eminim herkesin aklından geçmiştir bu düşünce. Yemek sırasında bir takım mesajlar keyfimi kaçırdı. Çaktırmadım. Çıktık yemekten, Memo, Bornova yolcularını (Esra ve ben) ve doğal olarak Doğa'yı topladı. İlk önce Memo bize birer don hediye aldı (ha ha ha!). Doğa'yı bırakırken yolda Beatles'tan başlayıp çeşit çeşit, tarz tarz şarkılar söyledik, sesim kötü, ama çekinmedim bağırdım. Bu insanlara çok alıştım ben, ne olacak bilmiyorum. Neyse, Doğa'yı bıraktık. Bornova yolunda abuk sabuk muhabbetler yaptık. Esra beni Samu'yla buluşacakları yere çağırdı ama topuklu ayakkabı yorgunu olduğum için gidemedim. Şimdi keşke gitseydim diyorum. Hem Esra için hem benim için iyi olabilirdi. Olmayadabilirdi. Bilmiyorum.

Ben bu akşam kesin bir ara ağlayacağım. Ne ara tam kestiremiyorum. Bu akşam, kendimi yatağa, atıp örtünün altına girip tüm dünyayla bağlantımı kesmek istediğim akşamlardan biri. "E sen hep öylesin!" mi? Yok canım?

0 Comments: