2 Haziran 2009


Gözünüz sevimli, içten insan topluluğu görsün. Ne kadar alçak gönüllüyüm, değil mi? Yalnız yine annemin hızına yetişemedim bir yerlere fotoğraf yüklemek konusunda. Kadın, aldığı gibi aynen facebook'lamış ("to google" olduydu da "to facebook" diye bir fiil var mı?) fotoğrafı. Altına da hoş şeyler yazmış. Duygusallaşmaya oldukça meyilli olduğum şu sıralarda iyi oluyor böyle şeyler.





Sevgili Günlük,

Bugün okulsal, sınavsal, tezsel bir sürü işle uğraştım. Bunları yaparken bir yandan 302943980 kişiyle muhabbet ettiğimi (msn'den nefret ediyorum) göz önünde bulundurursak epey başarılı bir gün geçtiğini söyleyebiliriz. Öte yandan, yarınki sınavıma henüz çalışmaya başlamış değilim. Saat daha dokuza on dakika var, bol bol vakit var. Daha oyalanabilirim, he he he!

Ha! Bir de Turgut çıkageldi aniden bugün. Msn üzerinden tabii. Hep böyle oluyor, kışın Turgut ortadan kayboluyor, yazın geliveriyor. Sevindim, özlemişim. Doğum günü sezonu da açıldı. Artık Turgut ve benim kızlarla düzenleyeceğimiz aktiviteler artacak.

Ayrıca, İstanbul'dan bir kez daha dönen Alev, ona olan aşkımı ilan etmemi istediği için ahanda: Alev, seni seviyorum!
Ve de Gizem'ciğimin, Övgü bebek sevme teklifini reddetmek durumunda kaldığım için de hayattan ne kadar nefret ettiğimi dile getirmek istiyorum.





Birinci sınıftayız, öyle hatırlıyorum. Hocamız, sevgili Bay Jones sınıfa giriyor. Yine uyku getirici sesiyle ilginç şeyler anlatıyor. Seviyoruz adamı bütün kızlar, biz onu sevdikçe erkekler sinir oluyor. Ama adam ilginç, yapacak bir şey yok, seviyoruz. Dövmelerine hastayız hatta.

Bay Jones ders konularını anlatmayı bitiriyor. "Thinking outside the box" diye bir kavramdan bahsetmeye başlıyor. Diyor ki sınırları aş, farklı açılardan bak. Bununla ilgili olarak "nine dots puzzle"ı gösteriyor:



"Bu dokuz nokta, sadece dört çizgiyle, el kaldırılmadan birleştirilecek." diyor Jones. Uğraşıyoruz uğraşıyoruz, beceremiyoruz. Sonunda dank ediyor kimimize, "Think outside the box!". Çözüyoruz:

Aradan üç sene geçiyor. Başka bir dersteyiz. Hoca hanımlardan biri gelmiş bize bunu soruyor, bir konferansta öğrenmiş. Pek kimse hatırlamıyor, üç sene geçmiş sonuçta. Ben cingözüm ya, hafızam kuvvetli ya, hatırlıyorum hemen. "Think outside the box, Ilgın!" diyorum, çözüyorum, ama şu şekil:


Hoca Hanım diyor "Olmamış." Soruyorum, "Neden? Dokuz noktayı birleştirdik işte." Kadın diyor "Öyle değil çözümü."

Sorarım size, bu puzzle'ın amacı sınırları aşmak değil mi? O halde neden sınırları aştığımız tek bir çözüme bağlı kalmak zorundayız? Başka bir yoldan bulmak (kaldı ki bu apayrı bir yol da değil) sınırları aşmak değil midir? Bu durumda, ya hocamız amacı tam olarak anlamamış ya da sınırları gerçekten aşamamış.

Ha ben sınırları ne kadar aştım? Ortalarda bir yerlerdeyim (I'm a very ordinary extraordinary girl. Olağandışısıradanşeyler gibi bir şey.) Seviyorum hepinizi.

1 Comment:

Gorgi said...

Ya, ben o bilmecenin çözümünün "think outside the box" cümlesinde yattığını bilip yine de çözememiştim ya. O günün geri kalanı boyunca kendi ağzıma sıçmıştım sonra.

Bırak, o kadını bir daha görmeyeceksin. Görürsen de kafasına kutuyu geçiriverirsin, olur biter.

Turgut'a selamlar.