11 Haziran 2009

Sol gözümdeki dayanılmaz migren ağrısını, bu sıcağa rağmen nasıl yaptığımı bilmediğim ama yine de çekmeyi becerebildiğim hafif ama acı verici karın sancısını, iştahsızlığımı, bir yandan da her daim aç olmamı, içinde bulunduğum duygusuz, umursamaz ruh halini saymazsak gayet iyi olduğumu söyleyebiliriz.

Tabii iyi değilim. Olacağım ama sözüm var.

Bugün neler oldu? Son sınavıma girdim (klinik psikolojisi). Beklediğimden iyi geçti. Sonra diploma töreni parası cart curtuyla uğraştık. Hallettik, tezlerimizi verdik. Bir ara bahçede Ekin'i gördüm, yanına yaklaştım, bir baktım Başak gelmiş. Başak'la geçirdim günün geri kalan kısmını. Sonra Ekin'ler de katıldı bize ama epey bir süre Başak'laydım. Okulumuzun "tourist attraction"larını göstermeyi kendime borç bilip konuşmaya bile halim olmamasına rağmen abuk sabuk dolaştırdım kızcağızı. İbo'ya nispet amaçlı mesajlar attık. Cevap vermedi. Küfür ettik. Meğer uyuyormuş. Uyanınca beni aradı, İzmir'e geldiğini söyledi. O an dank etti bana, "Aaaa, evet, bu çocuk 11.'de geleceğini söylemişti." dedim kendi kendime. Adamı çok özledim ama nasıl olsa artık İzmir'de diye pek sallamıyorum. Burda ya, görüşeceğiz en nihayetinde diye düşünüyorum, he he.

Başak, ben, Ekin, Cumhur ve ismini şu anda hatırlayamadığım bir hatun daha Agora'da dolandık biraz. Bornova'ya maceralı bir dönüş yolculuğu yaşadık. Arabada yük vardı. Sıkış tepiş oturduk. Muhabbet, şamata, müzik... Başak bir şarkıya bayıldığını söyledi, ben de "99.5'i aç çıkar varana kadar" dedim, hatta "Bak bu şarkıdan sonra çıkacak." dedim ve çıktı. Sevindik.

Beni eve bıraktılar. Eve geldiğimden beri film izliyorum. Abuk sabuk şeyler... Marley & Me güzeldi gerçi. Ağlamadım. Şaşırtıcı, benim gibi birinin o filmi izlerken salya sümük ağlaması gerekirdi. Sanırım bu durumu da "şu sıralara" bağlayabiliriz.

Ya neyse, aslında yazacak hiç halim yok. Sırf kopmamak için zorladım bugün kendimi. İyi olacağım. İşte öyle...

0 Comments: