10 Haziran 2009

Yazmakla yazmamak arasında gidip geldiğim şu günlerde gerek bu bloga başlarken aldığım "tam gaz dürüstlük ve doğruluk" ilkesinden, gerek içimi dökme ihtiyacımdan, gerek sevdiklerime bir kez daha teşekkür edebilmek için, gerek kendimi toparlanmaya zorlamak adına, ağır ilerleyen klinik psikolojisi sınav çalışmama bir ara verdim ve geçen salı gece 02:22'de bir takım notlar aldığım defterime yazdığım şu satırları, değiştirmeden (çünkü duygu kaybı olur) sizlerle paylaşmaya karar verdim:



"Kafası karışık küçük bir kız çocuğundan farkım yok ki benim. Hele hele şu sıralar... Ananemi kaybettim. Tatlı ananem, pamuk ananem artık yok. Geçen cumartesi gitti. Artık ananemin kucağına başımı koyup o beni okşarken kitap okuyamayacağım. Artık belim açık geziyorum diye bana hasta yatağında bile fırça çeken inatçı kadın yok. Artık "en çok hangimizi seviyorsun?" sorusunu "hepinizi bir" diye cevaplayacak, fotoğraflarını çektiğimde bana kızacak, küçükken "avrat" dediğinde kahkahlara boğulduğumu bana hatırlatıp yeniden kahkahalara boğulmamı sağlayacak, "sıkıldım" dediğimde "donuna bir avuç arı sok", "tokum" dediğimde "domalan yi" diyecek, bana kızartmalar yapacak, sırf ben içeyim diye evine gazlı içecek alacak, ayaklarını yere süre süre, yavaş yavaş, tatlı tatlı yürüyen, "aman ha kızım çok sevgili değiştirme, bu kız çok gezdi diyip almazlar seni" diye uyarılarda bulunacak, yılların kankası İbo beni evden almaya geldiğinde her seferinde kim olduğunu unutup kapıya gelip İbo'ya tehtidkar bakışlar fırlatacak, annemlerden gizli gizli cebime harçlık sokacak, anlamasa da derslerimi sorup iyi olduğunu duyunca sevinçten uçacak, kuzenlerimi evcil hayvanlarını "evde fare mi olurmuş" diyip sokağa atacak, Topik'e "de get!" diye bağırıp yine de onu okşayacak, arkadaşlarımı kendisine hasta ettirecek, herkesi kendisine hasta ettirecek, annem rakı içiyor diye kızsa da balık soframızın vazgeçilmezi olacak, zor işiten kulakları yüzünden her söylenen cümle ardından "Neymiş?" diye soracak, ev telefonunu her duymayışında nereye kaybolduğunu merak ettirip yüreğimizi ağzımıza getirecek, o meraklı, o tonton, o güçlü, o inatçı, o kendi gibi tatlı sohbetli, o mis kokulu, o sevgi dolu, o melek, o gezenti, o çalışkan kadın yok.


Bunları yazıyorum çünkü unutmaktan korkuyorum. Unutmak istemiyorum çünkü onu ancak bu şekilde yaşatabileceğime inanıyorum. Bilmiyorum bir daha onu ne zaman, nerede göreceğim. Bilmiyorum ki... Kafası karışık küçük bir kız çocuğu gibiyim. Başörtüsünün kokusunu içime çekmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Ancak bu şekilde hissedebiliyorum onu. Koku uçunca ne olacak? Onu da bilmiyorum.


Anane seni çok seviyorum. Keşke sana son bir kez sıkı sıkı sarılabilseydim. Keşke gitmek zorunda kalmasaydın. Seni hatırlayacağım. İyi olacağım, senin için. Seni seviyorum. Benim tontonum, bizim tontonumuz."


Evet, ananemi kaybettik. Bu satırları yazarken hüngür hüngür ağlamıştım. Sanırım hayatımda ilk kez bir şeyler yazarken ağladım. Buraya geçirirken de ellerim titredi, herkese defalarca söylediğim gibi dank ettikçe yıkılıyorum. Ama artık ağlamıyorum. Ve elimden geldiğince güçlü olacağım. Dediğim gibi, ananem için güçlü olacağım.


Zor zamanlar... Bu zamanlarda benimle olan herkese çok teşekkür ederim. Tekrar... Anlıyorum ki sarsılmaz dostluklar kurmuşum. Gerçekten, kuru teşekkürlerden başka şeylerim yok söyleyecek, hepinize minnettarım. Hepinize ne kadar teşekkür etsem azdır. Hepinizi çok seviyorum.

Ve annem, benim güçlü annem... Onun için güçlü olacağım. Çünkü o çok haklı.





Ananem seni çok seviyorum.

0 Comments: