3 Temmuz 2009

Sevgili Günlük,

Günlük derken her Allahın günü tutulan o renkli sayfalı ve kokulu defterleri kastetmiyorum tabii. Birincisi bu blog bir defter olmaktan epey uzak. İkincisi hani nerede son bilmemkaç gündür yazmadıklarım? Yok. Ama beni suçlayamazsınız, laptop'ım yoktu. Babam Pazartesi günü doğum günü hediyesi olarak laptopla gelene kadar... Laptop geldi, ama ben başına ancak bugün oturabildim. Ve eminim yine günlük yazamayacağım buraya. Yine de ne olursa olsun, aradan ne geçerse geçsin kendimi bunun başına oturmuş buluyorum ve inanın bu benim için büyük bir şey.

Peki neler oluyor? Dün diplomalarımızı aldık, keplerimizi attık (!) artık resmen, reddedilemez bir biçimde ve fena halde işsizim. İş bulmak adına kılımı kıpırdatmamam da işin cabası. Hep öyle olmuştur zaten benim hayatımda. Bir şekilde işler yoluna girer derim, sonra da girer. Nazara mazara inanmam ama bunu söylemekten hep çekinirim. Mesela şimdi bunu söyledim ya, iş bulamayacakmışım gibi geliyor. Panik atak olduğumu söylemişmiydim? Bipolar depresyonum olduğunu söylediğimi hatırlıyorum ama panik atağımdan bahsetmişmiydim bilemedim. Bir de her türlü psikolojik rahatsızlığı kendimde bulmam yok mu!

Evet, evet... Yine garip bir çöküntünün kenarında dolaşmaktayım. Kep töreninden sonra -kep töreniyle ilgili yorucu, eğlenceli, ortalama bir organizasyona sahip, bir çırpıda biten diyebiliriz- dört senemi paylaştığım arkadaşlarımla Alsancak'a gittik, keplerimiz kafamızda... Önce tıkındık, sonra bomboş Hometown'a gidip geberene kadar dans ettik, terledik, çıktık, ismini hatırlayamadığım bir çaycıya gittik, nargile, çay, kahve... Bir ara Esra'yla lavaboya (çok kibarım) gittik, o girdi, ben bekliyorum, mekanın arka kapısından dışarı bakmaya başladım. Karanlık arka kısım, köhne küçük bir ev var hemen bitişiğinde kafenin. Evin kapısının hemen yanıbaşında bir masa, üstünde çocuk ayakkabıları... Garip bir hüzün sardı beni, ağlayacak oldum, Esra çıktı, toparlandım. Sonra masada otururken telefonumun masaüstündeki fotoğrafa bakıp ağlayacak oldum bu defa Mete dürttü ve sordu "Sence şu anda sırası mı?" diye, mantıklı geldi soru, toparlandım. Ama genel anlamda o dakikadan sonra yüzüm gülmedi bir türlü. Ne bileyim, bu insanlardan ayrılmak bana koyacak diyip duruyorum. Harbi öyle olacak.

Bir de geçen Salı kuzeni evlendirdik, Yaprak'ı... Sulugöz ben yine gözyaşlarımı tutamadım, başladım ağlamaya. Çok garip... Ne bileyim, Yaprak'la yaşadığımız onca şeyden sonra şu anda böyle ayrı gayrı olmak, hayatın uzun süre hep beraber olan iki kuzeni böyle uzaklaştırabilmesi falan... Hayat mı acaba diye soruyorum kendime... Sonuçta, her zaman "İnsan istesin, elinden her şey gelir." demediler mi bize? Bir arada kalmak bu kadar zor mu? Bu kadar zor olmalı mı?

İçimden geçen çok şey var, ama dediğim gibi, içimde... Öyle gizli saklı tutuyorum ki içimdekileri muhtemelen herkes benim son bilmemkaç aydır olmadığım kadar neşeli olduğumu düşünüyordur. Durum şu ki benim içimde hep bir şeyler eksik olacak. Ama önceden de belirttiğiim gibi ben böyle yaşamayı öğrendim. Ve mutluyum. Huzursuzum, orası öyle.

Geçenlerde Elif bizdeydi, iki yeni doğmuş ve terk edilmiş kediyi kurtarma girişiminde bulunduk, ikisi de öldü. Çok üzüldük, söylemek istedim. Sonra sonra, Isabel Allende'nin Paula'sını okumaya başladım geçen Cuma, arada üç gün hiç okuyamadım, kitap her gün aklımdaydı. İki sayfada bir gözlerimin dolmasına ve titrememe yol açıyor kitap. Allende'nin 93 yılında ölen kızı Paula'nın komada olduğu süre boyunca Allende'nin ona uyandığında okuyabilmesi için yazdığı mektubumsu bir kitap. Sinirlerimi bozuyor ama okumaktan kendimi alamıyorum.

http://tabra.com/product_detail.php?cat_id=12&prod_id=583 Biri bana bu 124 dolarlık yüzüğü doğum günü hediyesi almak ister mi acaba? İstemez muhtemelen, eğer ki aşırı zengin, gizli hayranım olan bir iş adamı doğum günümde bana olan aşkını ilan etmeye karar vermezse... Aslında o yüzüklerin hepsi benim olsa, hatta o sitedeki tüm takılar benim olsa... Olmaz mı? Hay aksi şeytan!

Son olarak, yazıyorum! Masalımsı bir şeyler, hem de çok sayfa oldu. Yaşasın! Hava da çok sıcak.

0 Comments: