6 Ağustos 2009

Gece pek uyuyamadım. O yüzden çok geç kalktım.

Annemler panjurun birini açık bırakıp uykuya dalmışlar, gittim panjuru kapattım, sonra paranoya başladı, evin içinde döndüm durdum, içeri birinin girdiğinden emindim. Kimse yoktu tabii. Gittim yattım.

Düşünceler, düşünceler. O yana, bu yana dönmeler, uyuyamadım. Ölümü düşünüyorum kimi zaman, intihar değil dikkatinizi çekerim. Herkes gibi Gece pek uyuyamadım. O yüzden çok geç kalktım.

Annemler panjurun birini açık bırakıp uykuya dalmışlar, gittim panjuru kapattım, sonra paranoya başladı, evin içinde döndüm durdum, içeri birinin girdiğinden emindim. Kimse yoktu tabii. Gittim yattım.

Düşünceler, düşünceler. O yana, bu yana dönmeler, uyuyamadım. Ölümü düşünüyorum kimi zaman, intihar değil dikkatinizi çekerim. Herkes gibi ölümü düşünüyorum. Gece ölümü düşündüm bir süre. Düşüncelerin biri ötekini tetikledi ve sonuçta aklıma şu şiir geldi:

"Emily Dickinson - I'm Nobody! Who are you?

I'm Nobody! Who are you?
Are you -- Nobody -- Too?
Then there's a pair of us!
Don't tell! they'd advertise -- you know!

How dreary -- to be -- Somebody!
How public -- like a Frog --
To tell one's name -- the livelong June --
To an admiring Bog!"

Şiirle ilgili farklı iki yorum var; bir yorum toplumdan sıyrılıp birey olmanın önemini vurguladığını söylüyor Dickinson'ın. Öteki yoruma göre ise -herkesten üstün ve farklı bir zekaya sahip olduğundan- Dickinson kendi gibi birinin arayışında bu şiirde. Şimdi benden üçüncü bir yorum geliyor (bu yorumu yapanlar da olmuştur muhakkak, sadece yaptığım okumalarda rastlayamadım ben): Hepimiz, farklı ve başarılı bireyler, yani "somebody" olmak istiyoruz. Fakat herşeyi olduğu gibi bıraksak, biri olmak için çabalamasak, huzura kavuşabiliriz.

Şu sıralar çok düşünüyorum bu konuda. Olduğu gibi bıraksam ne olur ki? Hani, herşeyi, çabalamasam, ne olur? Bir yandan da kendimi bu kadar açmalımıyım acaba diye düşünmüyor değilim doğrusu. Bu kaydı yayınlamasak mı :)

Not: Bu blog'la ilgili olarak kimseye sürükleyici maceralar, felsefik konular veya öyle şeylerden bahsedeceğimi söylediğimi sanmıyorum. Tam tersine "herşey ve hiçbir şey" hakkında yazacağımı açıkça belirtmiştim. Beklentilerini karşılayamadığım kişilerin okumamasında da bir sakınca görmüyorum. Bu blog çelişkilerle bile dolu olabilir, ki bu başka bir kaydın konusu olmaya aday.

2 Comments:

Gorgi said...

Artık evde birilerinin olduğunu düşündüğüm zaman yüksek sesle o kişiyi nasıl öldüreceğimi anlatıyorum ayrıntılı bir şekilde.

Gece düşüncelerle çok fazla boğuşursam, yüksek sesle kendime buna devam etmem durumunda kendimi nasıl öldüreceğimi anlatıyorum ayrıntılı bir şekilde. Kendi blöfümü görüyorum tabi. Kalkıp evi adımlamaya başlıyorum. Olmadı şiir okuyorum ya da yazıyorum. Geceler yar yar...

Şiir konusunda ise, bence toplumun biçtiği rollerden sıyrılmaktan bahsediyor. Hem toplumsal hem de bireysel beklentilerden, arzulardan sıyrılabilmek. Egoyu alaşağı edebilmek. Sanırım senin yorumuna benzedi biraz.

Bir şeylerin kafanı kurcalamasının sebebi, onlara çok değer vermendir. Onları insanlarla paylaştıkça, kaba tabirle orta malı olur ve değer kaybederler. Değeri nispeten daha az olan şeyleri daha rahat ele alabilirsin. Bu da benim mantığım.

Adsız said...

S.keyim, hep böyle olur zaten!!! Biri çıkar, s.çar ortamın içine illa!.. Valla iğneleyici, üzücü, can sıkıcı şeyler yazmak üslubum olmadığı için kendimi o ortamın içine s.çan "birileri"nden saymıyorum haklı olarak. Ama benim dünkü yorumumdan sonra sildiğin ve benim şu anda göremediğim -e, haliyle de ne olduğunu kestiremediğim- o iki yorumda bir şekilde taciz içeren, can sıkan bi'şeyler vardıysa şayet s.ktirip gitsinler "get a life" tabir ettiğimiz eylemi eylesinler kendileri ve sen de s.ktir et derim şahsen. Erim, ben bu arada. Eksiksiz olarak yazdıkları da şu olan Erim: ilk Shia'yla ilgili yorum yazan, sonra babasının vefatı hakkında yazan, onu takiben 1 Ağustos'taki kaydının altına yazan, son olarak da Gorgi'nin altındaki İLK mesajı yazan ERİM'im, aman diğer adsızlarla karışmasın da!.. Gerçi yine hesabım olmadığından adsız olarak yazacağım için bundan sonra biri saçma salak şeyler yazıp yazıp altına Erim yazsa ne yapacağım o var bi' de ama o kadarı da senaryoya hatta paranoyaya girer artık! Sonuçta benim seni tanıdığımı sandığım gibi sen de beni az da olsa tanıdıysan şayet, neyi yazıp neyi yazmayacağımı tahmin edebillirsin sanıyorum. Onun dışında kaydında bahsettiğin şeylerden ötürü hissettiklerine üzüldüm Ilgın'cım. Ama şunu unutma ki dışarıdaki -gerek gerçek hayatta evinin dışındaki, gerekse de bu blog'un dışında kalan, okuyan, takip eden, yorum yapan- herkes ama herkes üçüncü şahıs, en yakın arkadaşların da, ben de, o gereksiz arkadaşlar da... Demem o ki, hepimize de üçüncü şahıslar olarak b.k yemek düşmekte zaman zaman, yoksa her bi' üçüncü şahıs hayatlarımızı bu denli etkileyip, yönlendirecekse ohooo işimiz var o zaman!.. Öyleyse onlar değil de bizim "get a life"mamız lazım ilk, değil mi? (Doğru okudun "get a life"mak :) Böyleyken böyle yani, Ilgın'cım! Ne bir eksik, ne bir fazla, kal sağlıcakla!.. (Yarım uyak? Tam uyak? :)