16 Eylül 2009

Arayı açtık yine. Aslında yazmak istemiyordum ama karalamalısın dedim kendime, karalamazsan ölürsün, ölürsen ölmüş olursun.

Bugüne, yani aslında düne hiç güzel başlayamadım. En başta gece uyuyamadım hiç. Sonrası şarkılar, şiirler, gözler dolmaca...

Şöyle, bugüne, yani düne ananemle başladım. Atlatamadım, ne yapalım? Kolay değil. En münasebetsiz anlarda gelebiliyor aklıma ananem. Mesela kep töreni sonrası pek sevgili arkadaşlarımla Kordon'da otururken aklıma geliyor, sonra Mete "Sence sırası mı?" diye soruyor, toparlanıyorum. Sonra yine Kordon'da Meltem'le damla sakızlı Türk kahvesi içerken gözlerim doluyor, Can arıyor toparlanıyoruz. Sonra sonra, yine Kordon'da (Kordon'dan kıllanmaya başladım) Cem ve Kunter ve Damla'yla otururken, Damla'nın telefonunda babanesinin fotoğrafını görüyorum, gözlerim doluyor, Damla ellerimi tutuyor, toparlanıyorum. Bugün, sabah ananemle uyanıyorum Meltem bunun iyi birşey olduğuna beni ikna ediyor, toparlanıyorum. Ama günü kötü geçirmeyi kafama koymuşum bir kez. Kötü geçiriyorum. Kimse benim delilik adımlarımı okumak istemiyor, ama ben yine de ötüyorum, yine de bıt bıt bıt.

Ay!

Geçen gün, Topik'i dolaştırıyorum parkta, bi teyze geldi, arabasıyla, "Shut up and let me go" dinliyor son ses. İndi üzerinde "Lost" tişörtü... Etkilendim. Ama "umarım ben öyle olmam."

Bu saatte yürüyüşe çıksam ne olurdu?

0 Comments: