8 Eylül 2009

Bugün, soğuğu yine iliklerimde hissettim. Öncelikle, bugünkü Bağdat Caddesi planımızı aniden iptal edip Büyükada'ya gittiğimizi belirtmeliyim sanırım. Karşıya motorla geçtik, geri dönerken de motor kullandık. Ahmak ıslatanımsı birşeyler yağıyordu, ve biz "bağışlayıcı ahmaklar (see, there is a very beautiful quotation right here)" motorun kapalı kısmı çok sıcak diye kendimizi üst kata attık. Islandık hafif hafif, üşüdük güzel güzel. Bir özelliğim var: Ne zaman soğuğu her hücremde hissetsem hayatı sorgulamaya koyuluyorum. Hayat-sorgulayıcı bir yapım var. Her türlü hava koşulu beni bu konuda tetikliyor. Gerçi sorgulama denizinin sığ kıyı kısmında takılıyorum kolluklarımla. Bir-iki santim dalayım diyorum, kolluklar hop çıkartıyor beni suyun üstüne. Yalnız dalıp çıkmalar pek sık oluyor, farkındasınızdır. Bu yüzden de manik depresif olduğumu iddia ediyorum. Umalım ki bir gün dalmaya falan kalkmayım, muhtemelen vurgun yerin. Sonra, mortal kombat! (Mortal Kombat: (isim) Bir insan, bir hayvan veya bitkide hayatın tam ve kesin olarak sona ermesi, ahiret yolculuğu, ebedî uyku, emrihak, irtihal, memat, mevt, vefat.)

Neyse, Büyükada'ya bayıldım. "Yaşamak istediğim yerler" listesine bir isim daha eklenmiş oldu bu şekilde. İnanılmaz, tahta evler; huzurlu bir deniz kıyısı... Deli gibi fotoğraf çektim. Adım başı durduk. Latin Kilisesi'ne girdik. Mum yaktık. Kedilerle boğuştuk, martıların fotoğraflarını çektik. Keyifliydi çok.

Pınar'ın ailesinin birkaç üyesiyle daha tanışmış bulundum ayrıca. Bizi tıka basa doyurdular. Çok tatlı insanlardı. Hacer Anane dedikleri yaşlı bir pamukla tanıştım. En başta muhabbet ederken Anane'yle gözlerim doldu. Anane bana türküleri okudu, şiir kıvamında. Yalnız hafızası pek kuvvetli değildi bir okuduğunu bir daha okudu durdu.

Güzel ve hisli bir gündü. Bazı pürüzler oldu tabii ama onlardan bahsetmeye gerek yok. Bence.



Boğuştuğumuz kediler.



Mesela bu sokak. Ömrümü geçirebilirim.


Latin Kilisesi.


Hacer Anane.


Giderkene. (Ne çok ayak yayınladım bu ara.)

Not: Bir önceki kaydı okurken Bedroom Walls-Winter, that's all. Bir ara listeme ekleyeceğim. Ben ekleyene kadar dinlemek isteyen dinler dedim.

"Lately I don't feel so hot.
Could it be the summer
turning into fall?
Lately I don't feel so hot.
Could it be the winter, that's all."


2 Comments:

Gorgi said...

Ne güzel gün, ne de güzel insanlar. Sevindim, kişi. Pürüzler ise her yerde, havaya ver işte.

Hayatı sorgulamasan nasıl yazarsın? Yazmasan, okumasan olabileceğin sığlıklardan korkmuyor musun? Sorgulama dereceni nasıl belirlersin anlamıyorum, başkalarınınkinin derinliği tartışmaya bu kadar açıkken.

Hayatı gözde büyütmek diye bir şey var bence. "Ah, hayat..." şeklinde cümlelere değişik vurgular vermek çok cazip ve aynı tuzağa kendim de çok sık düşüyorum. Değişik açıları var elbet bu hayatın, biraz uzaktan baktığında belki de fazla çeşitli ve kişiyi ezici büyüklük ve anlamlılıkta. Fakat bir o kadar da anlamsız ve gelişigüzel ve salakça. Sorun hep bu hayatla ne yapacağımızı bilemediğimiz zamanlar ortaya çıkıyor. Ya da yaptıklarımızın kendimiz için doğruluğunu düşündüğümüzde.

Ne bileyim ya, bu saatte yorum yazmamalı. İstersen tartışırız bir ara, içinden geldiği zaman. Fakat sanırım bunun için ikimizin de bok gibi hissettiği ve tartışmaya açık olduğu ortak bir zaman bulmamız gerek.

Gorgi said...

Ne güzel gün, ne de güzel insanlar. Sevindim, kişi. Pürüzler ise her yerde, havaya ver işte.

Hayatı sorgulamasan nasıl yazarsın? Yazmasan, okumasan olabileceğin sığlıklardan korkmuyor musun? Sorgulama dereceni nasıl belirlersin anlamıyorum, başkalarınınkinin derinliği tartışmaya bu kadar açıkken.

Hayatı gözde büyütmek diye bir şey var bence. "Ah, hayat..." şeklinde cümlelere değişik vurgular vermek çok cazip ve aynı tuzağa kendim de çok sık düşüyorum. Değişik açıları var elbet bu hayatın, biraz uzaktan baktığında belki de fazla çeşitli ve kişiyi ezici büyüklük ve anlamlılıkta. Fakat bir o kadar da anlamsız ve gelişigüzel ve salakça. Sorun hep bu hayatla ne yapacağımızı bilemediğimiz zamanlar ortaya çıkıyor. Ya da yaptıklarımızın kendimiz için doğruluğunu düşündüğümüzde.

Ne bileyim ya, bu saatte yorum yazmamalı. İstersen tartışırız bir ara, içinden geldiği zaman. Fakat sanırım bunun için ikimizin de bok gibi hissettiği ve tartışmaya açık olduğu ortak bir zaman bulmamız gerek.