6 Eylül 2009

Merhaba!

İstanbul günlükleri numara üçe hoşgeldiniz! Bugün neler yapmadık ki! Yer yer güldük, yer yer ağladık. Fakat umudumuzu yitirmedik, birbirimize bağlı kalarak, birbirimize güvenerek İstanbul'u gezdik. Çılgın bir gündü doğrusu.

Hayır, bu kadar da saçmalanmaz, değil mi? Neyse, güne İbo'nun ev arkadaşının duş sesleriyle başladım. Çocuk duştan çıkınca kalktım, gittim ben duşa girdim. Duştan çıkınca bir de ne göreyim! Pınar mesaj atmış, "Ben geliyorum!" demiş, Pınar'a duyduğumuz korkudan olacak, acele acele hazırlandık, kendimizi sokaklara attık. Yine de, buluşmamıza bir yarım saat geç kaldık. Önce Simit Sarayı'nda bir kahvaltı ettik, daha sonra Pınar'ın kotlarını aldık ve ver elini Ortaköy dedik. Ortaköy'de bir kısım gezindikten ve kendimize bileklik aldıktan sonra süpersonik bir kafede oturup keyif pezevenkliği ettik afedersiniz ama. Aslına bakarsanız, bugün tek yaptığımız buydu. Ancak, Pınar'ın da az önce dediği gibi "Bütün İstanbul'u gezmiş gibiyiz!" Malum, Avrupa'dan Asya'ya geçmek bir ömür sürüyor. Hım. Evet. Birkaç fotoğraf:

(Pınar'ın tacizine uğradım gençler, fotoğraflar yarına. Evet, Pınar'dan nefret ediyorum. Ve az önce "Pırtımla gülücem sana, pırt pırt pırt diye." dedi. Lanet espiriler. Lanet bir kadın!)

1 Comment:

Gorgi said...

Laaanet bir espri. Tüylerim diken diken oldu. Sabah Pınar'ın iki saattir bizi beklediğini duyunca ben çok korkmuştum...