23 Ekim 2009

Merhaba sevgili siber günlük...

Evet, evet... Biliyorum. İstediğin gibi küfür edebilirsin bana. Seni ihmal ettim. Ama bu konuda zaten önceden seni ve herkesi uyarmıştım. Ben keyfimce, o ara ne istersem o şekilde davranırım genellikle. O ara yazamadım, içimden gelmedi. Bu ara içimden geliyor, yazacağım. Yine içimden gelmezse yine yazmam. Belli olmaz.

Okuyanların zaten beni tanıdğını göz önünde bulundurarak, son bir aydır neler olduğundan pek bahsetmeyeceğim. Kısaca söylemek gerekirse, yüksek lisans hayatım bir süratle başladı ve son hızla devam ediyor. Aynı zaman, sevgili bayan Ekonomi'de de çalışmaktayım. Falan filan...

Güne Amerikan tarihi sunumumla başladım. Çok parlak olmadığını itiraf etmek durumundayım. Ama bu tamamen benim yengeçliğimden kaynaklanıyor olabilir. Zira sunumumum kötü olduğuna dair bir yorum almadım. Bakalım ya, hepcene göreceğiz.

Sunumdan sonra Hacer'le kendimizi güneşe attık. Hacer okuması gereken oyunla cebelleşirken ben de pek sevgili bok çukurumla iletişim kurdum. Ondan hoş olmayan haberler aldım. Gerçi kendisi bunları büyük bir olgunlukla karşılamakla beraber pek bir pozitifti. Benim canım sıkıldı. Ama hep dediğimiz gibi "Kaderde varsa düzülmek, neye yarar yüzülmek." Değil mi? Fakat, bu olay, bilmediğim sebeplerden ötürü beni blog'uma yönlendirdi. Yönlendirdi, evet, yazmak için bir istek doğdu içimde. Hem de nasıl bir istek... Olumlu bir istek... Bugün, blog'a hep güzel şeyler yamaya karar verdim. Bunu yine elimden geldiğince yapacağım. Yani yine sonuna kadar gibi bir söz yok. Gittiği yere kadar ve bok çukuru için :)

Ehem, günün ilerleyen saatlerinde, hayvani bir öğlen yemeğinden sonra, Drama dersimize girdik. M Butterfly isimli bir oyun okuduk, tavsiye edilir. Çok keyifli bir ders oldu yine, hocamız choclate cookies getirmiş, nasıl güzel geldi, nasıl güzel geldi... Gerçi Can'ın kısırı daha hora geçmişti. Şişt! Çaktırmayın. Ders çıkışında Hacer bir anda "Gitmem lazım!" diyip kaybolunca kaldık Can'la. Bunun üzerine Can "Ya biz ders çıkışlarında hep dağılıyoruz, dedikodu yapamıyoruz." diyince dedik hadin biraz takılalım, kahve mahve içelim. Gittik, oturduk, çok derin, ufuk açıcı konuşmalar yaptık. Gülmekten de geberdik. Sonra dağıldık.

Bahsettiğim yazma isteğiyle eve geldim. Kendimi laptopımla yatağıma attım ve işte karalamaca... Bu akşam Başak'cığımı görmek uğruna kendimi sokaklara atıyorum. Hazırlanmam gerek, o yüzden sizleri bu günlük kıvamında lavuk yazıyla başbaşa bırakıp uçuyorum.

Ve söz, yolculuk günlüklerini de yazacağım! Fotoğraf da koyacağım! Yemin ederim! Bir de normalde takip ettiğim ama son bir aydır okumadığım blogları okuayacağım. Falan filan. Vallaha bak!

4 Comments:

Adsız said...

ya yaz hep arada bırakma sizi sensiz. hevesim kursağımda kalıyo ayrıca bol foto ve tatil güncesi istiyorum ona göre!!!
alev

Meltem said...

Kimmiş o bok çukuru leyn? Gorki nerelerde? Ben de bloguma dinlenmiş, yenilenmiş ve arınmış bir meltem olarak dönmeyi uygun görüyorum cicim. Yazmaya devam :)

ILGIN said...

bok çukuru=gorgi
bu kadar da basit bi denklem :D

Meltem said...

Hiç de bile! Gorkiye laf söyletmem hıh =)