30 Aralık 2009

Merhaba arkadaşlar! Bugünkü konumuz Ilgın'ın "New Year Massacre" Kurabiyeleri. Ehem, bugünkü Seçil Hoca dersimizde yeni yıl kutlama amaçlı olarak biraz tıkındık. Herkes birşeyler ya yapmış ya almış olarak geldi derse. Blue Velvet izleme ödevimiz yanında bir de bu vardı anlayacağınız. Pek güzel pek lezzetli şeylerle geldi herkes. Mesela Can sangria yapmış gelmiş. İçimdeki sangria sevgisine dur diyemiyorum. Yapılı olara ayağıma kadar gelmişse hele iç iç iç. (Buradan Can'a ellerine sağlık dileklerimi yoluyoruuuuum.) Ye ye ye. O şekil keyifli bir ders geçirdik. Ben de her zamanki sapkınlığımla kurabiye yapma kararı almıştım. Yaptım, çok da lezzetli oldu, herkes tarifini istedi, (tarifini istiyorsanız özele gelin.) Ancak şöyle bir durum oldu kurabiyelerimi yaparken: İki renk gıda boyası tercih etmiştim süslemesi için; yeşil ve kırmızı (hani dedim yeni yıl ruhu falan.) Gel ve de gör ki yeşil bulamadım, kırmızıyla yetinmek durumunda kaldım. Ve ortaya şöyle bir sonuç çıktı:


Kutladığımız şey Cadılar Bayramı olsaydı eğer daha uygun olabilirdi tabii, farkındayım. Ama pek lezzetliydi! Pek beğenildi, ehem. Zaten ben inatla insanların gözüne sokmasaydım ("Bakın bakın! Size New Year Massacre Cookie yaptım ehöhehö!") kimse kurabiyelerimin üstündeki cinayet işlenmiş izlenimi almayacaktı. Hayır! Kimseyi öldürmedim! Yoksa?!?!?!


Kanıtı da sunmuş bulundum böylelikle, bence polisi arayın (911). Fakat kurabiyelerimin süslemesi Blue Velvet'la pek uyumlu oldu. Bir de kurabiyeler kulak şeklinde olsaydı...

Yalnız bu blog girdim nasıl olmuş, yemek tarifleri üzerine yazan bayanlar gibi değil miyim? Yaşlı hissettim lan!

Öf be öf! Başım! Migrenim.

Ooooo yarın 31'iymiş. Senenin sonu... Yeni yıl yeni yıl yeniyılyılyılyıylıylyıylıylyıyly.

***Fotoğraflara dıklayınız.

29 Aralık 2009

Evet efenim, sıkı imdb takiplerim sonucunda Sherlock Holmes'un Türkiye'de vizyona girme tarihini öğrenmiş bulunmaktayım. Bu blog'u okuyan bir yığın insana heyecanla Sherlock Holmes'dan bahsedip vizyon tarihini söyleyememek ağırıma gitmişti doğrusu. Hemen öğrendim, paylaşmak istedim: 15 Ocak 2010.


Şahsen bu filmi heyecanla beklemekteyim. Bu heyecanımın sebeplerinden ikisi Robert oh-so-hot Downey Jr ve Jude the-fucking-sexy-british-accent Law olabilir mi? Belki olabilir. Öhem. Ama bakınız:

İzlenesi değil mi?

Bekliyoruz bakalım. Ayrıca, bir haftadır herhangi bir film izlememiş olmanın getirdiği tuhaf hisler beni bir acayip yaptı.

Bugün dünkü o enerjim yok. Neden acaba neden neden?


Ha?


Ve neden geçirmekte olduğum her gün boşa geçirilmiş gibi hissettiriliyor bana? Neden?


Ha?

28 Aralık 2009

Göz möz kalmadı bende.

Evvet, saat üçe gelmek üzere ve ben şu ana kadar sadece iki sayfa ilerleyebilmiş bulunmaktayım. Ayrıca; I would like to congratulate myself for being a great dumb-ass. Kütüphane'de Türk Amerikan İlişkilerinde Kıbrıs diye bir kitap buldum. Neden daha önce bulamadım diye kendime kızmayı bitirdikten sonra sunuma sadece bir hafta kadar kalmışken kitabı okumaya koyuldum. Eklemeler yaptım. Sonunda kaldığım yere geldim. Ancak bu olanlardan sonra kendimde sunuma devam edecek gücü bulamayıp blog'a saldırdım. Cidden, bir denge oturtmalı şu konuda da. Yazmadım mı hiç yazdım mı hep... Olmaz böyle.

Ay! Hayat çok zor!

Uykum da geldi. Bir film patlatmak istiyorum deli gibi. Hatta, sinemaya gidip Avatar izlemek isityorum ama şu sıralar herkese bıdı bıdı ettiğim gibi 3 saat film izleyecek vaktim yok. O yüzden 1 buçuk saatlik bir filmle yetinmeliyim. Günün sonunda duruma göre bakarız artık....

O değil de Allende'nin son kitabını söyledim internetten. Bir ay kadar önce geldi. Kenarda duruyor. Bakışıyoruz. Ben iç çekiyorum özlem dolu, o küstah küstah duruyor tepkisiz. Ara tatile hepsiiiii ara tatile! Gerçi ara tatilde de benim tatilim yok ve sürekli bir planlar yapıyorum. Yine yetişmeyecek bir tanesi bile. He he he! Eğlencesi burda!

Öyk. Kahve ve devam.
Öhöm.

27 Aralık 2009

Ilgın Aktener brought to you by Samsung Corby...

Oh be! Kimsenin dalga geçmelerine maruz kalmadan rahat rahat Romantik Radyo dinleyerek Johnson Mektubu'nu en kısa şekilde özetlemeye çabalamak ne kadar da keyifliymiş lan!

Dün Mete'ye cinayet işlediğimi söyleyip ortadan kayboldum. Amacım panik yapmasına sebep olmaktı ancak hıyar sallamamış bile.

Kapalı ama keyifli bir sabah. Bu olumlu halimi neye borçluyuz acaba? Bilsem söylemez miyim be ablacım? Bilmiyorum.

Allah! Şarkıya gel!

It's late in the evening; she's wondering what clothes to wear.
She puts on her make-up and brushes her long blonde hair.
And then she asks me, "Do I look all right?"
And I say, "Yes, you look wonderful tonight."


Topunuzu-keserim-adam owns us all!

Kıbrıs sunumuyla geçen günün sonuna doğru delirmek bu olsa gerek. Uğraşmaya devam etmekteyim. 3 sayfa kadar yol aldım. Neden ilerleyemiyorum diye soruyorum kendime, verecek bir cevap bulamıyorum. Ancak, bu satırları okuyan sizler nedenini çok iyi biliyorsunuz. Hatta içinizden "Eh be Ilgın'ım durmuş blog yazıyorsun, sabahtan beri nelerle uğraşmışsındır bunun haricinde kim bilir!" bile diyor olabilirsiniz. Haklısınız tabii. De işte... De işte ben saatler boyu aynı işi yapabilen bir insan olsaydım belki dünyayı tersine çevirmiş bile olabilirdim şimdiye.
Açım.
Sevgiler, Ilgın.

26 Aralık 2009


Bu da benden tüm tatlı kızlara ve oğlanlara gelsin.

Hayır Alev olmasa beni kimse dürtmeyecek, ben yazmayacağım. Geçenlerde kızdı bizim Cenifır bana, çemkirdi hiç yazmıyorum diye. Neymiş, merak ediyormuş falan... Yediğim fırçanın üzerine iki hafta kadar geçti, yine yazmadım. Bugün, 100 ay sonra Alev'i görmenin verdiği motivasyonla yazayım dedim. Yazıyorum. Yazdım.

Bugün ne mi oldu? Güne bir dersin ara final makalesini yazarak başladım, iki saat içinde bitirmeyi planlıyordum. Bitiremedim. Hatta şu anda bile uğraşmaya devam etmekteyim. Kıbrıs sunumu yine yarına kaldı, Kıbrıs sunumundan ötürü panik ataklar..! Dur, lan! Günü anlatıyordum. Neyse, sonra gittim teeeee Bostanlı'ya bizim kızı görmeye. Yanında Can ve de Sema olmak üzere iki arkadaşı vardı. Can'ı zaten bilirdim, Sema'ylan tanıştım. Kaynaştık. Gülüştük, eğlendik. Sonra Sema gitti, biz de teDbil-i mekan ettik (dilim sürçtü de tebdil-i mekan diyemedim, Alev hemen yüzüme vurdu hatamı, canım benim.) Yeni mekanda ben, Alev ve Can kaldık. Elektrikler gitti, epey neşeli saatler geçirdik. Sonra Gözde ve erkek arkadaşı geldi. Sonra ben gittim. Sonra eve geldim. Sonra ders başına oturdum, oyalanıyorum, as usual (British aksanı ile.)

Birazdan, sol kolonda bir wishlistimsi göreceksiniz. O da yeni bir girişim. Hani yeni yıla hep hayvanlar gibi abartılı planlarla gireriz ya, ondan vazgeçtim bu sene, tamamen, nasıl olsa olmuyor dedim, takılayım bari ufak isteklerle diye düşündüm, sizinle de paylaşmak istedim, yaptıkça da işaretlemeyi planlıyorum, önerilere de açığım, beraber de şunu yapalımlar falan hep kabulüm, amin!

Evet, bu kadar mı? Bu kadar.