26 Aralık 2009

Hayır Alev olmasa beni kimse dürtmeyecek, ben yazmayacağım. Geçenlerde kızdı bizim Cenifır bana, çemkirdi hiç yazmıyorum diye. Neymiş, merak ediyormuş falan... Yediğim fırçanın üzerine iki hafta kadar geçti, yine yazmadım. Bugün, 100 ay sonra Alev'i görmenin verdiği motivasyonla yazayım dedim. Yazıyorum. Yazdım.

Bugün ne mi oldu? Güne bir dersin ara final makalesini yazarak başladım, iki saat içinde bitirmeyi planlıyordum. Bitiremedim. Hatta şu anda bile uğraşmaya devam etmekteyim. Kıbrıs sunumu yine yarına kaldı, Kıbrıs sunumundan ötürü panik ataklar..! Dur, lan! Günü anlatıyordum. Neyse, sonra gittim teeeee Bostanlı'ya bizim kızı görmeye. Yanında Can ve de Sema olmak üzere iki arkadaşı vardı. Can'ı zaten bilirdim, Sema'ylan tanıştım. Kaynaştık. Gülüştük, eğlendik. Sonra Sema gitti, biz de teDbil-i mekan ettik (dilim sürçtü de tebdil-i mekan diyemedim, Alev hemen yüzüme vurdu hatamı, canım benim.) Yeni mekanda ben, Alev ve Can kaldık. Elektrikler gitti, epey neşeli saatler geçirdik. Sonra Gözde ve erkek arkadaşı geldi. Sonra ben gittim. Sonra eve geldim. Sonra ders başına oturdum, oyalanıyorum, as usual (British aksanı ile.)

Birazdan, sol kolonda bir wishlistimsi göreceksiniz. O da yeni bir girişim. Hani yeni yıla hep hayvanlar gibi abartılı planlarla gireriz ya, ondan vazgeçtim bu sene, tamamen, nasıl olsa olmuyor dedim, takılayım bari ufak isteklerle diye düşündüm, sizinle de paylaşmak istedim, yaptıkça da işaretlemeyi planlıyorum, önerilere de açığım, beraber de şunu yapalımlar falan hep kabulüm, amin!

Evet, bu kadar mı? Bu kadar.

1 Comment:

Adsız said...

aferin..:)